Sana ilginç bir hikayemi anlatacağım şimdi sıkı dur… Hani sohbetlerde eski mahalle havası anlatılır ya, “şimdilerde pek kalmadı” falan denir. Birebir olmasa da, anlatılanlara çoğunlukla benzer bir mahalleydi bizimkisi. O halini koruyabilmişti yani… Bakkalı, kahvesi, berberi, çiçekçi teyzesi, emlakçısı, taksicisi falan, tam o eski anlatılan hava vardı ama şu son zamanlarda işler çığırından çıktı. Abi dünya saçması bir olay oldu. Geldiler, kim olduklarını da tam olarak bilmiyoruz, mahallenin ortasına hayvanat bahçesi açtılar. Böyle aptal bir şey olabilir mi? Ne işi var hayvanat bahçesinin mahallenin göbeğinde? Olacak iş değil… Bir de öyle çabuk yapıp gittiler ki gecekondu gibi, kimse ne olduğunu anlamadı. Bu arada içeride sadece deve kuşu var… Biz de herhalde dedik bu kadar çabuk yapınca başka hayvan bulamadılar şimdilik deve kuşuyla idare etsinler dediler… Yani görmeye gitsen, gittiğine de değmiyor, hepsi sokmuş kafasını toprağa duruyorlar öyle… Gerçi gene de para verip görmeye giden varmış kulağımıza geliyordu. Neyse… Bizim mahalleden aşağı inince güzel sahilimiz vardır. Şahane manzarası var gider oturursun bir yerde püfür püfür keyiflidir. Geçenlerde benim sahil tarafında bir yerde bir işim vardı ordan eve doğru yürüyordum, tam manavın ordan eve doğru kıvrılıcam biri baaam diye koşarken çarptı bana kendimi yerde buldum. Son dönemde de suç oranı bayağı arttı biliyorsun, dedim herhalde biri hırsız falan gördü adam da kaçarken bana çarptı. Hemen aklıma öyle bir şey geldi çünkü çok uzaklardan bağırışma sesleri de geliyordu. Kafamı bir doğrulttum, mahallede ‘artist’ lakaplı bir çerçeveci var, Gökhan amca, O yatıyor yerde. ‘Artist’ lakabını da sanatçıdan çevirip koymuşlar zamanında öyle kalmış. Fakat gerçekten o aynalara bir çerçeve yapıyor görsen bayılırsın. “Gökhan amca ne oluyor ya?!” dedim, “İlhan” dedi “eve mi gidiyorsun?” “Evet” deyince “hadi” dedi “gel, beraber gidiyoruz, sana bir şey anlatmam lazım! Yardımına ihtiyacım var.” Gökhan amca ince uzun, sopa yutmuş gibi sürekli dimdik duran, sürekli gülümseyen, temiz yüzlü temiz kalpli bir adam… Herkes de çok sever mahallede. Fakat belli ki kötü bir şey olmuş ve korkmuş çünkü adamın suratı kireç, elleri melleri titriyor. “Ne oldu?” dedim yoldayken ama anlatmadı “evde anlatırım” dedi. 

 

Biz bir aceleyle gittik eve oturduk. Bir su verdim içsin sakinleşsin diye ama Gökhan amcanın halini gördükçe ben paniklemeye başladım bu sefer. Geçtim karşısına anlatmaya başladı… Olayın özü şu… Bir gün bu kendisi için çok küçük bir çerçeve yapmış, küçük bir kırığı varmış çerçevenin, dükkanı kapatayım götüreyim evde de halledebilirim demiş. Evde ayağı halıya takılmış düşürmüş çerçeveyi… Bunun evinde de puansetya çiçeği varmış bir sürü. Ben çiçek çeşidi çok bilmem de kırmızı yapraklı bir çiçek dedi, çok severmiş almış bir sürü. Çerçeve o çiçeğin üzerine düşmüş ve parıldamaya başlamış. Bu da delirdi falan zannetmiş, test etmek için koymuş çerçeveyi çiçeğin üzerine gene parıldamış. Başka çiçeklerle de denemiş aynı şey olmamış nedense. Gözlerine inanamamış bu tabii ki, hem çok korkmuş hem de çok heyecanlanmış, bu puansetya çiçeğinin yapraklarını sürekli gezdirmeye başlamış çerçevenin etrafında. Yirmi üç defa gezdirince aynanın diğer tarafına geçiliyormuş. Bu rakamı aynanın diğer tarafına birkaç defa gidip geldikten sonra anlamış tabii. Sebebini bilmiyor…

 

Bu arada benim o anki durumumu anlatayım… Suratım kireç, ellerim mellerim titriyor, korkudan altıma sıçmak üzereyim, yani Gökhan amca bana çarptığındaki hali neyse aynısının iki katı vaziyetindeyim. Diyorum ki kendi kendime sonunda bu adamı da delirttiler, artık gündüz gündüz kolonya mı içti ya da ne içtiyse neyin kafasını yaşıyorsa gelmiş bana neler anlatıyor. Birazdan beni keser mi artık sabaha mı bırakır göreceğiz. Bir de iyi adamdır falan diye aldık evimize… Tabii benim tipimi görünce durumun farkına varmış olacak ki ceketinin cebinden kendisi için yaptığı çerçeveyi çıkardı. “Biliyordum” dedi “inanmayacağını ama sana kanıtlayacağım.” “Amca” dedim “bir dakka bir dakka… Sen kimden kaçıyordun demin?” O gün böyle manyak bir şeyi keşfedince ne yapacağını şaşırmış bu. Önce biraz sakinleşmeye çalışmış, sonra da evin karşısındaki dükkanına gidip bir sürü küçük küçük çiçekli böcekli yeni çerçeveler yapmaya başlamış, sabaha kadar çalışmış. Tek tek denemeye başlamış çerçeveleri ve farketmiş ki çerçeve nasılsa içindeki dünya da öyle oluyor. Bunları da mahallenin çocuklarına dağıtmayı planlıyormuş. Suç oranı zaten tavan yapmış mahallede, etrafta doğru düzgün park kalmadı, bari demiş çocuklar aynanın öbür tarafında ağaçlar içinde koşup eğlensinler. Fakat bir gün bir çerçeveyi test ederken mahallenin hırsızları görmüş bunu dükkanın önünden geçerlerken. Silah sopa zoruyla mevzuyu tamamen öğrenip çalmışlar bütün çerçeveleri, buna da sakın kimseye bahsetme, bir daha da çerçeve yaptığını görmeyelim demişler. Bu puansetya dediği çiçektenden de bir tane varmış dükkanda, onun yapraklarını aralarında paylaşmışlar gitmişler. Bizimkinin tabii dünyası başına yıkılmış, dükkanı kapatıp eve gitmek istemiş. O sırada kendisi için yaptığı çerçeve aklına gelmiş. Elini ceketinin cebine atıp çıkarmış bakmış çerçeveye. Bu hırsızlardan biri arkasına bakıyormuş görmüş bunu… E haliyle kovalamaya başlamışlar… Gökhan amcanın bir abisi var eczacı, mahalleden biliyorum ben de, Ulvi diye bir herif, çok tanımam ama ‘baba’ bir adamdır diyorlar… O beni korur diye düşünmüş O’nun dükkana doğru koşmaya başlamış. İşte gerisini de biliyorsun geldi bana çarptı adamlar da yetişiyorlar diye yakalanmaktan korkmuş, geldik benim eve…

 

“E amca” dedim “benden ne istiyorsun? Yardım falan dedin?” Abi olaya gel… Şu açtıkları saçma sapan hayvanat bahçesi vardı ya, içinde sadece deve kuşları olan… Meğer o hırsızlar aynanın diğer tarafına geçtiklerinde o kafaları toprağa gömülü deve kuşlarına dönüşüyorlarmış. “Burda çalıp çırpıyorlar, mahallenin içine ettiler görüyorsun herkes huzursuz, onlar da bunun farkında ama umurlarında değil çünkü burda çalıp çırpıp orda keyif yapıyorlar” dedi Gökhan amca. Ben o sırada biraz gaza mı geldim ne… “Ne yapıyoruz?” dedim. Operasyon modundayım… “Şimdi onlar beni yakalayamadıkları için nasıl olsa dönerim diye dükkanın orda bekliyorlardır. E biliyorsun benim ev de orda. O yüzden ben eve gidemem ama senden şüphelenmezler, eve gidip o çiçeklerden bir tanesini bana getirmen gerekiyor” dedi. “Tamam” dedim verdi anahtarı yola koyuldum. Apartmana vardığımda hafif bir tırsmadım değil çünkü gerçekten ordalardı adamlar ama şüphelenmediler benden. Çiçeklerden birini kaptığım gibi eve geri döndüm. “Süpersin, muhteşemsin, kahramanımsın, aslansın, kaplansın, koçsun” falan dedi Gökhan amca ama oraları geçiyorum… “Şimdi” dedi “bana büyük bir ayna lazım.” Tuvalette vardı bir ayna onu yerinden çıkarıp getirdim verdim. “Bak bu insanlar farklı çerçevelerden farklı dünyalara gidiyor olabilirler ama mahalleye çalıp çırpmak için geri dönmek istediklerinde kullandıkları kapı aynı. O kapıyı açtıklarında ancak buraya dönebiliyorlar” dedi, sonra da elindeki kendi için yaptığı çerçeveyi gösterdi ve “şimdi seninle aynanın diğer tarafına geçeceğiz, sen bir yandan o kapıyı yerinden sökeceksin, ben de senin bana verdiğin aynayı kapının olduğu yerin hemen yanına yerleştireceğim. Böylelikle ne yaparlarsa yapsınlar mahalleden kaçışları olmayacak çünkü o aynalar mahalleyi yansıtıyor olacak. Belki bu yolla onlara da kendileriyle yüzleşmeyi ve bu mahalleyi paylaşabilmeyi öğretebiliriz” dedi. “Ya” dedim “Gökhan amca sen ne iyi adamsın, hadi gidelim yapalım şu işi!” O da tabii “sen daha iyisin, müthişsin” falan dedi ama şimdi sırası değil… 

 

Sonuç olarak kalktık ayağa benim evin salonunda iki tane eşşek kadar adam bir tane küçük çerçeveye bakıyoruz, bizim ‘artist’ Gökhan amca çiçek gezdiriyor çerçevenin etrafında, ben de mal gibi duruyorum… En sonunda geçtik aynanın öbür tarafına! Yirmi üç defadan sonra tabii… Şimdi neler gördüğümü oranın nasıl bir dünya olduğunu anlatırdım, çok isterdim ama sözüm var Gökhan amcaya anlatamam. “Koçum” dedi “aslansın kaplansın” falan geçiyorum oraları, “çok dillendirme boşver aramızda kalsın” dedi en son, o yüzden üzgünüm anlatamam. Ama mahalleyi kurtardık gerçekten. Suç oranı çok azaldı, huzur geri geldi, mahalle de o eski mahalle havasına büründü. Hayvanat bahçesi? E o da kapandı… “Açmak isteyen kişi Almanya’ya taşınmış o yüzden vazgeçmiş diyorlar” diye laf dönüyordu mahallede ama Gökhan amcayla ben gerçeği biliyorduk. Dün değil evvelsi gün götürdü beni tanıştırdı şu abisi Ulvi’yle. Harbiden ‘baba’ adammış dedikleri kadar varmış. Bir tek O’na anlattık olanları… Üçümüz oturduk kutlama yaptık o gün…

 

————

 

Masal gibi değil mi? E öyle…

 

Baktım ki alışmışın sen çalanın çırpanın masallarını dinleyip inanmaya, ben de senin dilinden konuşup bu resmi bir masalla anlatayım dedim.

 

Bu resim, bir ayna… 

 

Senin için yaptım…

 

Mor -> Savaş, Kırmızı ->  Kan, Koyu Kırmızı -> Daha fazla kan, Turuncu -> Güç, Koyu Yeşil -> Para, Kahverengi -> Toprak, Siyah -> Kötü niyet, Bej -> Sözün bittiği yer, Turkuaz -> Umut belirtisi        demek….

 

Şimdi git bak o aynaya… Yüzündeki izlere bak…

 

Karar ver…

 

Kafası toprağa gömülü deve kuşu musun?

 

Üstüne bir de para verip toprağa kafalarını gömmüş deve kuşlarını görmeye giden mi?

 

Yoksa hayvanat bahçesinin sahibi misin sen?

 

Ya da o hayvanat bahçesini oraya koydurtan mı?

 

Kararını ver…

 

Beni siktir et… Çerçeveleri yapan Gökhan amca olmak istemez misin?

 

Karar ver karar…

 

Benim için değil. Umrumda değil kim olduğun… 

 

Çocukların dünyasını çalma,

 

benim için yeter…