Eski evdeydim tek başıma. Cihangir’deki… Oturuyordum, anlatıyordum gene kendi kendime. Biraz zaman geçti. Böyle bir canım sıkıldı benim. İçim şişti yani. O an hemen kalktım yerimden. O evde koridorun başında, evin çıkış kapısının orda bir ayna vardı. Onun karşısına geçtim. Baktım kendime…

 

O ayna da ne şişko gösterirdi arkadaş! Bahsetmeden edemeyeceğim… Düşünsene, giyinip kuşanmışın. Tam evden çıkacaksın. Kafanı bir çeviriyorsun, on kilo almışın. O evde ablam Tuğçe’yle yaşıyorduk. Evden her seferinde moralimizi yere paspas yapıp öyle çıkıyorduk. Sırf çerçevesi güzel diye bir sene katlandık o aynaya. Eziyet bildiğin… E üşengeçlikte böyle bir şey… Kimse aynayı değiştirmek için poposunu kaldırmadı. 

 

Neyse…

 

Ben aynada kendime bakarken bana hafiften bir sırıtma geldi. Çünkü az sonra ağzımdan çıkacak olan kelimeleri biliyordum. Ve çıktıkları an, beni çok rahatlatacaklardı. Durdum iki-üç saniye ve söyledim :

 

“İlhan…Bi suslan!”

 

 

Bir rahatlama yaşadım, doğru… Fakat bu beklentimin ötesinde bir rahatlamaydı. Sanki uzun süredir içimde patlamaya can atan bir yanardağ patladı. Ve arkası kesilmiyordu…

 

“Yeter oğlum artık.”

 

“Şiştin de şiştin için şişti.”

 

“Artık sus…Ve anlat”

 

“Kendine değil mal herif, başkalarına.”

 

“Rahatla acccık ya.”

 

“Deli misin nesin?”

 

Derken…

 

“Deli misin nesin?”de durdum… Hafif bir gülme gelmedi değil çünkü cevabı belliydi. 

 

Baktım ki bu kadar şeyi oturup da insanlara sohbet ortamında normal yollarla anlatacak bir kafa yok bende. 

 

“Madem öyle” dedim… “ben de profesyonel deli olurum, öyle anlatırım.”

 

Nasıl mı? 

 

(Devamı üçüncü bölümde)